Nazar Boncuğundan Üzerliğe, Ocaklardan Otacılara Uzanan Miras
Türk halk kültüründe sağlık yalnızca bedensel iyilik hâli değildir; insanın ruhu, çevresi, kaderi ve kozmik güçlerle ilişkisi de sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak görülür. Bu nedenle hastalık, kimi zaman görünmeyen varlıkların etkisi, kimi zaman kötü niyetli bakışlar, kimi zaman da kişinin iç dengesinin bozulmasıyla açıklanır. Şifa ise tıpkı İslam kültüründe olduğu gibi hem doğal yollarla hem de manevi ve sembolik uygulamalarla aranır. Nazar boncuğundan tütsülere, ocak geleneğinden otacı tıbbına, Alevi-Bektaşi ritüellerinden eski Türk şamanizmine kadar uzanan bu sembolik dünya, Türk halkının sağlık arayışında taşıdığı zengin bir kültürel hafızayı yansıtır.
Nazar Boncuğundan Otacılara: Türk Halk Kültüründe Şifa Arayışı
1️⃣Nazar ve Kötü Bakışın Şifası: Nazar Boncuğu, Kurşun Dökme ve Koruyucu İnançlar
Türk halk inançlarında nazar, yani kötü bakışın etkisi en yaygın hastalık nedenlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Nazarın bedende ağırlık, baş ağrısı, iştahsızlık, halsizlik gibi etkiler bıraktığına inanılır. Bu inanç, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk topluluklarında ortak bir iz taşır.
Nazarın en bilinen sembolik karşılığı nazar boncuğudur. Mavi-beyaz göz şeklindeki bu boncuğun, bakışın olumsuz enerjisini emdiğine ve kişinin üzerinden uzaklaştırdığına inanılır. Mavi rengin koruyuculuğu ise hem Orta Asya şamanizminde hem Anadolu tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahiptir.
Bir diğer nazar giderme yöntemi kurşun dökmedir. Kapta eritilen kurşun, hastanın başının üzerinden soğuk suya dökülür. Ortaya çıkan şekiller, nazarın kaynağını ve ağırlığını sembolik olarak gösterir. Kurşunun sıcak hâlinin kötü enerjiyi “yaktığı”, soğuk suyla buluştuğunda da onu şekle dönüştürerek kişiden kopardığına inanılır. Bu ritüel, hem psikolojik rahatlama hem toplumsal dayanışma bakımından oldukça güçlüdür.
2️⃣Fatıma’nın Eli: Bereket, Koruma ve Şifa
Türk halk inançlarında Fatıma’nın eli (Hamsa) hem koruyucu hem iyileştirici bir semboldür. Eli temsil eden beş parmak:
- göze karşı korunma,
- doğum ve bereket,
- kötülüklerden uzaklaşma,
- evin huzurunun korunması
- ve hastalıkların def’i
gibi anlamlar taşır.
Sembolün kökleri çok katmanlıdır: Orta Asya’daki “el” motifi, İslam geleneğinde Hz. Fatıma’nın bereketi, Akdeniz kültürlerinde ise koruyucu el imgesiyle birleşerek bugünkü hâlini almıştır. Anadolu’da özellikle yeni doğum yapan kadınlara, çocuklara ve hastalara Fatıma’nın eli sembolü verilmesi veya evin girişine asılması bu yüzden yaygındır.
3️⃣Üzerlik, Tütsü ve Arındırma Ritüelleri
Eski Türk inançlarında ateş, insanı kötü ruhlardan ve görünmeyen zararlı etkilerden koruyan kutsal bir güç olarak kabul edilirdi. Bu anlayışın Anadolu’da yaşayan en canlı örneklerinden biri üzerlik otudur. Üzerliğin yakılmasıyla ortaya çıkan koku, kötü enerjiyi dağıtıcı, nazarı ve korkuyu giderici bir etki olarak görülür.
Türk halk kültüründe tütsü sadece kokusal bir temizlik değil, aynı zamanda ruhsal ve sembolik bir arınma aracıdır. Üzerlik, ardıç, adaçayı, günlük, ve defne dalları, Anadolu’nun farklı bölgelerinde hastaların etrafında dolaştırılır, evlerin köşe bucaklarında tüttürülerek kötü ruhların ve hastalık enerjisinin dağıldığına inanılır.
Bu pratiklerin hem şamanik kökleri hem de İslam sonrası dönemde dua ve niyetle birleşen yeni bir yorumu vardır. Ritüelin özü, “kötülüğü dumanla dağıtmak”, hastayı görünmeyen tehlikelerden korumaktır.
4️⃣Bitkiler ve Halk Tıbbı: Otacılar, Lokman Hekim Mirası ve Şifalı Otlar
Türk halk tıbbı, zengin bir bitkisel tedavi geleneğine sahiptir. Halk arasında “otacı”, “emçi”, “kocakarı ilacı” gibi adlandırmalar, aslında yüzyılların tıbbi birikimini taşıyan şifacılara verilen isimlerdir.
En sık kullanılan bitkiler arasında:
- ardıç,
- kekik,
- üzerlik,
- çörekotu,
- ıhlamur,
- adaçayı,
- ökse otu,
- kantaron,
- oğul otu
- ve nane
bulunur.
Bu bitkilerin çoğu, hem tedavi amaçlı hem de sembolik anlamları dolayısıyla kullanılır. Örneğin ardıç ağacı eski Türklerde kutsal görülür; dallarının tütsüsü hem bedeni hem mekânı arındırır.
Türklerin mitolojik hafızasında Lokman Hekim figürü, şifanın ilahi bir bilgi olduğuna işaret eder. Lokman’ın ölümsüzlük otunu bulduğu ama kader gereği kaybettiği anlatısı, şifanın insana emanet edildiğini ancak mutlak güç olmadığını sembolize eder.
5️⃣Şamanik Unsurlar: Kamlık Geleneğinde Hastalık ve Şifa
Türklerin İslam öncesi inancı olan şamanizm (kamlık), sağlık ve hastalık kavramlarını kozmolojik bir dengede ele alır. Hastalık, çoğu zaman ruhun bedenden uzaklaşması, kötü ruhların etki etmesi veya kişinin yaşam gücünün zayıflamasıyla açıklanır.
Şamanın (kamın) görevi:
- hastanın ruhunu geri çağırmak,
- kötü ruhu kovmak,
- ateş ve davul ritüelleriyle enerjiyi düzenlemek,
- tütsü ve bitkiyle temizlemek,
- iyileştirici söz (alkış) söylemektir.
Davulun ritmi, şamanın trans hâline geçerek şifaya aracı olmasını sağlar. Bu ritüellerin izleri bugün Anadolu’nun birçok köyünde, özellikle korku, nazar ve uykusuzluk gibi “görünmeyen” hastalıkların tedavisinde hâlâ hissedilir.
6️⃣Alevi-Bektaşi Kültüründe Sağlık ve Arınma
Alevi-Bektaşi geleneğinde sağlık, insanın hem içsel hem toplumsal uyumuyla ilgilidir. Düşkünlük, kırgınlık, gönül darlığı gibi hâller, manevi hastalıklar olarak görülür. Şifa ise:
- cem ayinlerinde toplulukla birleşme,
- nefes ve deyişlerin ruha huzur vermesi,
- lokma paylaşma,
- ocakzadeler tarafından yapılan dualar,
- türbe ziyaretleri
gibi pratiklerle aranır.
Bazı Alevi ocaklarında belirli hastalıkları iyileştirdiğine inanılan “ocaklı aileler” bulunur. Bu aileler hem dua hem doğal yöntemlerle şifaya aracılık eder. Alevi-Bektaşi geleneğinde su, ateş, ışık ve nefes sembolleri iyileşme ritüellerinin ayrılmaz parçalarıdır.
⚕️Sağlık Bir Bütün, Şifa Bir Yolculuktur
Türk halk inançlarında sağlık, yalnızca hastalığın geçmesi değil; insanın ruhi dengeye ulaşması, nazardan korunması, toplumsal bağlarının güçlenmesi ve doğayla uyum içinde yaşamasıdır. Nazar boncuğunun sembolik koruyuculuğu, üzerlik tütsüsünün arındırıcı dumanı, ocak geleneğinin manevi kökleri, otacıların bitkisel bilgeliği ve Alevi-Bektaşi kültürünün ruhu iyileştiren nefesleri, bu bütüncül sağlık anlayışını besleyen unsurlardır.
Türk halk kültürü, şifayı ilahi güçle doğanın bilgisini birleştiren bir yol olarak görmüş; insanı hem görünür hem görünmez tehlikelere karşı koruyan geniş bir sembolik dünya kurmuştur. Bugün bile günlük hayatımızda taşıdığımız boncuklardan tütsü ritüellerine, şifalı bitkilerden dualara kadar pek çok unsur, bu binlerce yıllık mirasın yaşayan parçalarıdır.
Doç.Dr. Süleyman GÜNGÖR
Tıp Tarihi Yazıları
Doğa, Tengri ve Şifa: Türk Mitolojisinde Tıbbi Sembolizm
Eski Türk topluluklarında sağlık ve şifa anlayışı, doğa ile kurulan kutsal bağ ve semboller üzerinden şekillenmiştir. Devamını oku
Hint Kültüründe Sağlık ve Şifa: Ayurveda’dan Mandalalara Uzanan Kadim Bilgelik
Ayurveda öğretisi ve Hint kültüründe beden, zihin ve ruh dengesinin şifa ile ilişkisi tarihsel ve sembolik boyutlarıyla ele alınmaktadır. Devamını oku
Sümer’den Mısır’a, Hitit’ten Perslere İlk Uygarlıklarda Sağlık Sembolizmi ve Şifa Anlayışı
Antik uygarlıkların sağlık ve hastalığa bakışı, ritüeller ve semboller üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. Devamını oku
Zehir mi, Şifa mı? Antik Dünyadan Modern Eczacılığa Yılan Figürü
Yılan figürünün hem zehir hem şifa ile ilişkilendirilmesi, tıp tarihindeki dönüşümüyle birlikte ele alınmaktadır. Devamını oku
Asklepios’un Asası: Şifanın Peşinde Bir Sembolün Yolculuğu
Asklepios’un asası, Antik Yunan’dan günümüze uzanan bir tıbbi sembol olarak anlam katmanlarıyla değerlendirilmektedir. Devamını oku
Tıp ve Sembolizm: Tarihten Günümüze Tıbbın Gizli Dili
Tıbbın tarihsel gelişimi, semboller ve görsel dil üzerinden okunarak kültürel bir perspektif sunmaktadır. Devamını oku

1 Yorum
Sebahattin Topcu
03-02-2026 10:14Modern tıp ilerledikçe bu tür geleneksel inançları “batıl” diye dışlamak kolaylaşıyor. Oysa bu yazı, şifanın yalnızca reçetelerden değil; anlamdan, ritüelden ve kültürel hafızadan da beslendiğini hatırlatıyor. Belki de bugün eksikliğini hissettiğimiz şey tam olarak bu bütüncül bakış.